‘Erken Ölümlü Şairler’
Cemal Süreya, ‘her ölüm erken ölümdür’ dese de, asıl Yunus’un genç yaşta ölenler için söylediği ‘göğ ekini biçmiş gibi’ dizesidir şiirsel olduğu kadar da yaralayıcı olan.
Yunus’un o dizesi, daha sararıp olgunlaşmamışken biçilen buğdayları tırpanlayan ‘lüm’ imgesiyle bütünleşir. ‘Ölüm’, elinde tırpan tutan bir iskelettir çünkü ve ‘göğ ekin’, onun eliyle tırpanlanacak, acımasızca biçilecektir…
Sevgili Ahmet Günbaş’ın ‘Erken Ölümlü Şairler Antolojisi’ (Hayal Yayınları, 2007) Cumhuriyet döneminde ya eceliyle erken ölmüş, ya öldürülmüş (’Madımak’ı hatırlayalım!) ya da genç yaşta canına kıymış olan şairleri, şiirleri ve kısa biyografileriyle sunuyor bize. Günbaş’ı daha 1970′li yıllardan, İzmir’de Hüseyin Yurttaş ve Ali Rıza Ertan’la (o da bir ‘erken ölüm’) birlikte çıkardıkları ‘Dönemeç’ dergisinden tanıyorum. Benim için, ad vermeden sitemli bir şiir yazmış olsa da, Günbaş’ı hep değerli bulmuşumdur. ‘Erken Ölümlü Şairler Antolojisi’ne yazdığı, belki de deneme-inceleme türünün en iyi örneklerinden biri sayılabilecek olan ‘Erken Ölmek’ başlıklı sunuş yazısında, Antolojiyi hazırlarken ‘şiirin gençliğini kıstas aldı[ğını] belirtiyor; dolayısıyla ‘mesela Cahit Sıtkı, Ömer Bedreddin Uşaklı ya da Ziya Osman Saba gibi 40′lı yaşların ortalarında ölmüş olanları, kısaca, ‘şiirin bellibaşlı duraklarından geçmiş, şair kimliğini perçinlemiş şairleri aynı kapsam içinde’ değerlendirmenin ‘şiirin gençliğini kıstas almak’la bağdaşmadığını bildiriyor; -ama, mesela, Orhan Veli’yi, Antoloji’ye almakta bir sakınca görmüyor! (Yoksa Günbaş, Orhan Veli’yi ‘şair kimliğini perçinlemiş’ bir şair saymıyor mu?)
Günbaş, ‘Cumhuriyet dönemi erken ölülerinin nedeni[nin], biraz da halkımızın makus talihine benze[diği] kanısındadır: Mazlum Kenan Köstekçi, Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu gibi ‘ilk erken ölümlerin seyrine bakılırsa’, yoksulluk insanımızı, dolayısıyla şairlerimizi de, ‘ince hastalık’la alıp götürmüştür: ‘Zamanla bu ulusal hastalığın yerini kanser alır’: Gürhan Sümer, Mustafa Perçin, Cenk Koyuncu, Fatih Mehmet Öztan ‘kanserle noktalarlar genç yaşamlarını! Sanki önceden görmüş gibi, kitabına ‘Gencölmek’ adını veren Ergin Günçe, bir uçak kazasında, Abdülkadir Bulut ve Haşim Çatış trafik kazalarında ‘gencölürler’. Arkadaş Z. Özger’in, tıpkı Orhan Veli gibi bir çukura düşerek ölmesi; ‘Madımak’ta diri diri yakılanlar (Behçet Aysan, Uğur Kaynar) ve ‘müntehir’ler (sayıları o kadar çok ki!), genç yaşta ‘eceliyle ölenler’in yanında bir hayli kabarık bir toplam olarak duruyorlar! Heyhat!
Günbaş’ın bir de yakınması var: ‘Erken ölen şairlerin, kuşakdaşlarının ilgisinden yoksun olmaları!’ Şiirleri dergi yaprakları arasında varlığını korusa da’, hâlâ, kuşakdaşlarının ya da şair arkadaşlarının ilgisiyle ‘kitaplaşmayı bekliyorlar.’ Günbaş, Antoloji’yi hazırlarken, bazı şairlerin biyografilerini, bazılarının da (mesela, Ender Sarıyatı) mezarını bulamadığını açıklıyor. Düşünün, Sarıyatı, 1976′da ölmüştür ve nereye defnedildiği bilinmiyor!
Ahmet Günbaş, ‘tıpkı zamansız bir faciada telef olmuş erken ölümlü bir aile gibi’ diye nitelediği ‘Erken Ölümlü Şairler’ için hazırladığı bu Antoloji’ye yazdığı sunuş yazısını şöyle bitiriyor: ‘Onlar ilk kez bir araya gelmenin şansıyla gülümsüyorlar. Onlara bu bahtiyarlığı çok görmeyelim. Yine de erken ölümlerden çok, erken şiirlerin yakıcılığını başat kılalım. Ah’lı vah’lı vicdani mızmızlıkları bir kenara bırakalım.’
23 Mayıs 2007, Çarşamba