‘Kırtıpil’ mi, değil mi? Evet, ‘Hangi Tanpınar?’ (1)

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın günlükleri (’Tanpınar’la Başbaşa’) herhalde çoğu Tanpınar okurları gibi, beni de hayal kırıklığına uğrattı.İnci Enginün ve Zeynep Kerman’ın gerçekten çok zahmetli ve titiz bir çalışmayla yayına hazırladıkları ‘Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa’, bu kitap yayınlanıncaya kadar, sadece şiirlerinden, romanlarından, makalelerinden, mektuplarından ve elbette ‘19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi’nden tanıyıp zihnimizde inşa ettiğimiz o muhteşem Tanpınar imajını, deyiş yerindeyse, yerle bir ediyor. Osmanlı için ‘düpedüz cahil alayı’, diyen; Yahya Kemal’den ‘çapaçul’ diye söz eden ve ona akılalmaz hakaretler savuran bir Ahmet Hamdi Tanpınar! Ve tabii, zavallı, perişan, zelil bir kimlik! Elbette hem gülünç hem patetik! Şu sözler bir itiraf olarak okunmalıdır: ‘Hiçbir zaman bu kadar sefil olmadım, bu kadar biçare, haysiyetsiz ve acınacak.Yarabbim bana 5000 lira lütfet!’ O ünlü deyiş geliyor aklıma: ‘Bize bunu yapmayacaktın Ahmet Hamdi Tanpınar!’

Parasızlık, aşksızlık, kadınsızlık ve adam yerine konulmayış! Tanpınar’ın 1953 ile 1962 yılları arasında gerek yurt dışında ve gerekse yurt içinde tuttuğu günlüklerden çıkarsanabilecek insan portresi budur… Parasızlık, Cemil Meriç’in Tanpınar’ın arkadaşlarından aktardıklarına bakarak söylemek gerekirse, onun ‘kötü kumar oynayan’ bir kumarbaz oluşundandır. ‘Tanpınar’la Başbaşa’, baştan başa, onu daima ödenmesi imkansız borçlarla para hesapları içinde debelenen bir müflis olarak gösteriyor;-çaresiz ve aciz!

Gençlik yıllarımızdan beri hep işittiğimiz o ‘kırtıpil’ sıfatıyla, arkadaşlarının Tanpınar’a küçümseyici ve değersizleştirici bir biçimde atıfta bulunmaları, beni daima üzmüş, isyan ettirmiştir. Tuhaf görünebilir ama Tanpınar’a bu günlükleri okuyuncaya kadar asla yakıştırmadığım ‘kırtıpil’ sıfatının hiç de haksız bir niteleme olmadığını hüzünle fark ettim. Gerçekten ‘kırtıpil bir hayat’ onunki…

Gelgelelim, bu ‘kırtıpil’ hayat, onu ‘adam yerine koymama’yı makul ve meşru gösterebilir miydi? Elbette, hayır! Hayatının perişanlığı, Tanpınar’ın, başta romancılığı olmak üzere, denemeciliğinin, edebiyat tarihçiliğinin ve topyekün entelektüel müktesebatının görmezlikten gelinmesine sebep olmalı mıydı? Hayır, ama olmuştur! Ne yazık ki, duygusal maluliyetlerimizden biridir bu: Görünüşteki yaşantısını onaylamadığımız insanların, her türlü zihinsel yaşantısını da göz ardı etme maluliyeti!

‘Adam yerine konmama’, Tanpınar’ı, psikanalitik bir deyimle söylemek gerekirse, arasıra, ‘büyüklük hezeyanları’na (’délire de la grandeur’) sevketmiş gibi görünüyor. Tanpınar, öyle anlaşılıyor ki, gerçek ve büyük yeteneğinin nerede boy gösterdiğinin farkında değildir; o, en az yeteneği olan alanı, yani asıl şairliği, şairliğini önemsemektedir. Şu sözler onundur: ‘Etrafımdaki sükut halkası adeta bir suikast mahiyetiyle devam ediyor. Şiir kitabım, şiirim hakikaten biçare mi? Ben biliyorum ki bu kitaptaki beş-on manzume ile Yahya Kemal’den sonra Türk şiirinde en mühim işi yaptım.’ Ne hazin ve ne patetik bir büyüklenme!

Tanpınar’ın psikobiyografisi üzerinde çalışacak olanlara çok değerli malzemeler sağlayacak olan ‘Tanpınar’la Başbaşa’, onun Yahya Kemal’le olan ilişkisinin tam da Harold Bloom’un ‘The Influence of Anxiety (’Etkinin Endişesi’) adlı kitabında dilegetirdiği biçimde bir Oedipal mesele üzerinde temellendiğini gösteriyor. Bloom, Terry Eagleton’ın deyişiyle, [e]debiyat tarihini, Oedipus kompleksine göre yeniden yazar.’ Eagleton, ‘Edebiyat Kuramı’nda Bloom’un tezlerini özetlerken, ‘oğulların babaları tarafından [ezilmeleri] gibi, şairler de kendilerinden önceki ‘güçlü’ bir şairin gölgesinde [endişeyle] yaşarlar’ der; ve ‘kendisini [iğdiş eden] bir önceki şiirle Oedipal [rekabet] içerisinde sıkışıp kalan şair[in], tıpkı Freud’un ‘Haz İlkesinin Ötesinde’de ortaya koyduğu üzere, Oedipus ya da erkek çocuklar, erişkin kimlikler olabilmenin zorunlu koşulu olarak babalarıyla nasıl savaşmak durumundaysalar, tastamam bunun gibi, kendi otoritesini kanıtlamak için, sanatsal ‘baba’sıyla hesaplaşmak durumunda olduğunu söyler. Tanpınar’ın Yahya Kemal karşısındaki konumu, bana göre elbet, şüphesiz, budur!

Bu konuya devam edeceğim.

23 Ocak 2008

Kaynak : http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=641476

Henüz yorum yazılmamış

Yorum Ekleyin