Kamil Fırat’ın ‘Düş Kentler’i Bağlamında Bir ‘Objenin Haz Objesi’ olarak ‘temellükü’ üzerine
Kamil Fırat’ın son yayımlanan ‘Düş Kentleri’ adlı fotoğraf albümü, onun ’sunuş’ yazısında belirttiği gibi, ‘özellikle Ege ve Akdeniz bölgesi diye tanımlanan bölgelerde kurulmuş olan Batı Anadolu uygarlığını oluşturan kentler[den]’ bugüne kalanlar bağlamında o kentleri, birer ‘düş kenti’ne dönüştürüyor.
Fotoğraf sanatçılarının Anadolu’daki antik kentleri, o kentlerdeki kalıntılar ve buluntuları, birer sanat objesi olarak ele aldıklarına sıklıkla tanık olunur. Kamil Fırat’ın yaklaşımı, onları sadece görsel birer alımlama objesi olarak temellük etmediğini gösteriyor. ‘Temellük etme’ deyişim, boşuna değil! Çünkü bir sanatçının, dünyadaki herhangi bir obje ile olan ilişkisinin, bir entelektüel arkaplan üzerinden gerçekleştirilmiş olması gerekir. Bu, o objenin, eğer sözkonusu bir fotoğraf objesi ise, sadece bir duyu-verisi, bir algı sorunu olarak kavranmamış olması anlamına geliyor. Temellük etme, objenin ancak bir zihinsel dönüşüme uğratılmasıyla edinildiğini gösterir.
Resim sanatında ‘temellük etme’, bir objeye bir Empresyonist (İzlenimci), bir Sürrealist, bir Kübist, bir Fovist, bir Ekspresyonist (Dışavurumcu) vd. gibi bakmakla mümkün olabilmiştir. O nedenle de, mesela, Doğa’yı bire bir taklit eden mimetik bir resim (Hegel’in ‘Estetik’inde sözkonusu ettiği Yunanlı ressam Zeuxis’in ‘Üzüm Salkımı’ tablosunu hatırlayalım!) bu zihinsel dönüşümü gerçekleştiremediği, Doğa’ya deyiş yerindeyse, zihniyle değil, gözüyle baktığı için, ‘resim’ değildir; Doğa’yı çoğaltmaktır. Çünkü fotoğraf, Roland Barthes’ın da dediği gibi, ‘kendini doğal bir şey olarak sunan objenin saf ve yalın bir transkripsiyonu olamaz.’
Buraya kadar bilinenleri hatırlattığımın farkındayım. Kamil Fırat’ın fotoğrafları konusunda söyleyeceklerimi yerli yerine oturtabilmek için, bu uzun giriş gerekliydi. Şundan dolayı: Kamil Fırat, her sergisinde ya da albümünde, fotoğraf objesini, zihnen birbirinden çok farklı sorunsalların içinden ‘temellük’ ediyor: ‘Kıyı’ sergisini oluşturan fotoğraflarda, fotoğraf makinesini adeta bir ‘fenomenolojik kamera’ gibi kullandığında tastamam bir Dışavurumcu sorunsalın; ‘Ufka Dair’ sergisinde Çizgi’ye, ‘Kubbeler’ sergisinde ise Daire’ye indirgenmiş geometrik bir Minimalist sorunsalın içinden ve Felsefi bir arkaplan üzerinden; ‘Pervaneler’ kitabında ise, Sembolist bir sorunsalın içinden ve Şiirsel bir arkaplan üzerinden okuyor ve temellük ediyor Dünya’yı…
‘Düş Kentleri’nde ise, Kamil Fırat bu defa, Antik kentlerin buluntu ve kalıntılarına Empresyonist sorunsalın içinden bakıyor. Fotoğraf objelerini, adeta Empresyonist bir ressam gibi, ışığı ve rengi öneçıkararak okuyor: Mavilerin ve toprak renginin hakim olduğu fotoğraflar! Burada sorulması gereken, Kamil Fırat’ın, bu defa Empresyonizmi, antik kentlerin okunmasında niçin bir zihinsel arkaplan olarak seçtiğidir. Bunun için de Fırat’ın nasıl bir beklentiyle yola çıktığının belirlenmesi gerekiyor. Fırat’ın amacının, Antik kentlerin belgelenmesi, dolayısıyla, bu objelerin, geçmişten bugüne ve geleceğe taşınan bir tarihsellik sunumu ile temellük edilmesi olmadığını biliyoruz. Fırat, bu kentleri, tarihsel bir bağlamda değil, şimdi’nin, daha doğrusu o fotoğrafların çekildikleri an’ların zihinsel izlenimlerini, bir ‘haz objesi’ üretebilmek için kullanmaktadır. Objenin tarihi değil, deyiş yerindeyse, ‘tarihin hazzı’dır Kamil Fırat’ı ilgilendiren…
Fırat, Yunanlı bilge Hesykhlios’un, antik kentler için ‘haz mekanları’ deyişini kullandığını alıntılıyor. ‘Düş Kentleri’, bir defa daha doğruluyor Hesykhlios’u: ‘haz mekanları’, Kamil Fırat’ın objektifinden ‘haz fotoğrafları’na dönüşüyor.
(Not: ‘Düş Kentleri’nin, Roche’un Türkiye’deki 50. yılı dolayısıyla yayımlandığını belirtmek isterim. H.Y.)
06 Şubat 2008 Çarşamba