Edebi kanon, resmi ideoloji ve Nahid Sırrı (2)
Bahriye Çeri’nin ‘Bir Cihan Kaynanası: Nahid Sırrı Örik’ başlığıyla yayımladığı çalışma, Cumhuriyet döneminin ‘edebi kanonu’ dışında tutularak göz ardı edilen bu büyük yazarın, entelektüel donanımı üzerine kuşatıcı bir okumayı içeriyor.
Bahriye Çeri, romancı, hikayeci, oyun yazarı ve çevirmen olarak Nahid Sırrı’yı değil, tam tersine onun roman ve romancılar, hikaye ve hikayeciler, tiyatro oyunu ve oyun yazarları, eleştiri ve eleştirmenler, çeviri ve çevirmenler üzerine düşüncelerini derlemiş. Sadece bunlar değil elbet: Nahid Sırrı’nın ürün vermediği şiir ve şairler, edebiyat tarihi ve edebiyat tarihçileri üzerine görüşlerini de! Dahası var: Ona gerçekten ‘cihan kaynanası’ dedirtecek kertede, hemen hemen her konuda yazmış olduğunu da Bahriye Çeri’nin şu notundan öğreniyoruz: ‘Nahid Sırrı resimden müzik eleştirisine, tiyatrodan sinemaya, müzelerden sergilere, müzayedelerden at yarışlarına, kahvelerden lokantalara, İstanbul’dan Kayseri’ye, yalılardan çarşılara, yangınlardan ulaşıma, kedilerden çocuklara […] her konuda yazmıştı[r].’
Bu çalışma, bize Nahid Sırrı’nın Cumhuriyet ulusçuluğunun inşasında ‘edebi kanon’un dışında tutulmasının, onun entelektüel kimliğiyle ilişkili olmadığını gösteriyor. 1937 yılından başlayarak yazılarının büyük bir bölümünü, Resmi İdeoloji’nin önde gelen dergilerinden biri olan Ankara Halkevi dergisi ‘Ü l k ü’ de yayınlanmış olması, onun bu kimliğinden tedirgin olunmadığını gösterir. Kuşkusuz, aynı durum Tanpınar için de geçerlidir. Dahası Tanpınar’ın, milletvekilliği de yapmış olmasına rağmen, gene de ‘edebi kanon’ tarafından görünmez kılınmaktan kurtulamamış olması, fevkalade düşündürücüdür. Çeri’nin Ahmet Oktay’la yapılan bir söyleşiden aktardığına bakılırsa, ‘Nahid Sırrı’nın Osmanlı yaşamını betimlemesi gericilik sayılmıştır. O betimlemelerdeki ironik ve sinik biçim anlaşılamamıştır.[…] Örneğin Tersine Giden Yol’da başkentin gündelik yaşamına ve bürokrasinin işleyişine yönelttiği kinayeler hoş görülmemiş olabilir.’
Bahriye Çeri, bu kanıda değil: ‘Nahid Sırrı hakkında genel olarak unutulan bir yazar olduğu, ihmal edildiği şeklinde yazılar yazılmış, değerlendirmelerde bulunulmuştur,’ diyor ve ‘aslında dikkatli araştırılırsa Nahid Sırrı hakkında hiç de azımsanmayacak oranda çalışma yapıldığı[nın] görülmekte[…]’ olduğunu bildiriyor. Oysa asıl dikkatle bakılırsa, Nahid Sırrı hakkındaki akademik çalışmaların (bitirme ve yüksek lisans tezlerinin), 1972′den sonra yapıldığı görülecektir. Geçen hafta da belirtmiştim: Tanpınar ve Örik gibi yazarların eserlerinin ‘geniş ölçekli bir entelektüel dolaşıma girmeleri, ancak (evet, ancak!) 1970′lerden sonradır. Sebebi, Cumhuriyet’in edebi kanonunun, Resmi İdeoloji ile tahkim edilmiş olmasıdır. 1970′ler, Kemalizm’in edebi kanon üzerindeki hakimiyetin kırılma tarihidir.’
Öyleyse, Nahid Sırrı’yı, bir edebi figür olarak gerçekten hak ettiği kertede öne çıkmaktan alıkoyan nedir? Şayet Bahriye Çeri, roman ve romancılar, hikaye ve hikayeciler, tiyatro oyunları ve oyun yazarları, eleştiri ve eleştirmenler vd. gibi meseleler hakkındaki düşüncelerinin yanı sıra Nahid Sırrı’yı bir romancı, bir hikayeci, bir oyun yazarı olarak irdeleseydi, bu sorunun cevabını bulmuş olabilirdik.
‘Bir Cihan Kaynanası: Nahid Sırrı Örik’ten, onun hayatına dair pek çok şey öğreniyoruz… Gençlik yıllarında Avrupa’da bir hayli dolaştığını, Berlin’de Şehzade Faruk’la (?) birlikte peruk takıp kadın kılığına girerek operaya gittiklerini, Prusyalı subaylar tarafından genç kız zannedilerek taciz edildiklerini öğreniyoruz. (Bu, bana Jack Lemmon ve Tony Curtis’in başrollerini oynadıkları, Billy Wilder’in 1959 yılında çevirdiği ‘Some Like it Hot’ [Bazıları Sıcak Sever’] filmini hatırlattı.) Nahid Sırrı’nın, ‘babası hastayken kendisine bakan bir kadınla nikahlan[dığını], bu kadın[ın] Nahid Sırrı’yı bir gece uykusunda öldürmek iste[diğini]’ de!
Galiba, parasızlık da, yine tıpkı Tanpınar’da olduğu gibi Nahid Sırrı’nın da kronik meselesi. Bahriye Çeri, onun Yakup Kadri Karaosmanoğlu’na yazdığı iki mektupta ‘geçim sıkıntısı’ndan söz ettiğini ve ‘bunlardan birinde (tarihsiz) Tarih Enstitüsü’ne verdiği makalenin bedeli ile kirasını ödediğini, kalanla ancak bir iki gün idare edebileceğini, Türk Yurdu’na girecek makalesi ile geçinmeye çalışacağını’ yazdığını naklediyor. Geçimini yazarlığının geliriyle sağlamaya çalışan bir büyük yazar! Üstelik kumarbaz da değil!
Bahriye Çeri’ye, bu büyük yazarın entelektüel portresini mükemmel bir derlemeyle okura sunduğu için teşekkür borçluyuz.
20 Şubat 2008, Çarşamba