Entelektüel Hezimet veya Zihnin Yıkıma Uğraması
Maalesef kimse farkında görünmüyor. Türkiye tam bir entelektüel çözülme yaşıyor. Çözülme veya hezimet! Evet, çünkü Türkiye’de entelektüelle entelektüel olmayan, bilenle bilmeyen arasındaki farklar ortadan kalkmış ve farklı düzeyler, aynı idrak kertesine indirgenmiş görünüyor. Tanpınar, Türkiye’de beğeninin kitchleşmesini, ‘zevk hezimeti’ diye nitelemişti. ‘Zevk hezimeti’ni, şimdi, entelektüel hezimet tamamlamış durumda…
Bilenle bilmeyen, bir konuda ehliyetle konuşma selahiyetine sahip olanla olmayan, gerçek manada ‘entelektüel’ ile ‘entel’ arasındaki farkın ortadan kalktığı bir ortamdan söz ediyorum. Sıradan fikirlerin, entelektüel-etkisi üretecek bir dil ve üslupla dile getirildiği bir ortam! Milan Kundera, ‘Roman Sanatı’nda ‘kitch’i ‘basmakalıp düşüncelerin budalalığının güzellik ve heyecanın diliyle anlatılması’ olarak tanımlar. Bizim yaşadığımız da, bu anlamda bir entelektüel kitchleşme midir, doğrusu tetkike değer!
Türban ya da başörtüsü konusunda, anlı şanlı medyamızın çokbilmişleri, birer ‘köşe kadısı’ edasıyla fetvalar vermeye başlamadılar mı, doğrusu ya, bana fenalık geliyor! Bir kere, bu konularda kendilerinin ne kertede ‘ehil’ (evet, ‘ehil’!) olduğunu sorgulamak gereğini duymuyor olmalarını, doğuştan dar bir idrakle mi, yoksa, genelde İslamiyet ve Kur’an konusunun derin, zahmetli ve kuşatıcı bir okuma ve tefekküre ihtiyaç gösterdiğinin farkında olmayacak kertede bir cehaletle mi izah etmek gerekiyor, bilemiyorum.
Konu, İslamiyet’te örtünmenin Allah buyruğu olup olmadığıdır. Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz, ‘Başörtüsü Müslümanlığın olmazsa olmazı değildir’ derken, şimdiki Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Bardakoğlu, örtünmeyi bir ‘gereklilik’ olarak görüyor. Kur’an’daki iki ayet (ama özellikle de Nur Suresi’nin 31. ayeti), birbirinden farklı te’vil edilebildiğine, yani, manası açık ve seçik bir biçimde verilmemiş olduğuna göre, ‘müteşabih’ bir ayettir. Kur’an, müteşabih ayetlerin te’vilinin kimler tarafından yapılacağını, Al-i İmran Suresi’nin 7. ayetinde, (bu ayetlerdeki ‘vav’ harfini, Arapça gramerine göre ‘iptidaiye’ olarak değil de ‘atıfa’ olarak okuduğumuzda) şöyle bildirir: ‘Müteşabih ayetlerinin te’vilini, ancak Allah ve ilimde rasih olanlar (ileri gitmiş olanlar) bilebilir.’
Şimdi lütfen Allah için söyleyiniz: Başta ‘aziz meslekdaşım’ Özdemir İnce olmak üzere, Nur Suresi’nin 31. ayetini te’vile kalkışan ‘köşe kadıları’nın hangisini ‘ilimde rasih olanlar’dan sayabiliriz? ‘Aziz meslekdaşım’ İnce’nin, bize Kur’an’ın İtalyanca çevirisinden örnek göstererek, bu ayetin İtalyanca ‘E si coprano i seni d’un velo’ diye çevrildiğini öne sürüp ahkam kesmesini, onun ‘ilimde rasih olanlar’dan sayılması için yeterli bir sebep sayabilir miyiz? Ama, maalesef, medyamız ve bir kısım dünyadan haberi olmayan hamakat nümunesi okur, ‘aziz meslekdaşım’a kulak veriyor. Benim ‘entelektüel hezimet’ dediğim, işte tastamam budur!
Pek iyi de, Diyanet bu konuda ne yapıyor? Ağzı olanın konuşması, ne zamandan beri norm haline geldi? Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir açıklama yaparak, bu konuda ancak ‘ilimde rasih olanlar’ın konuşmaya selahiyetli olduğunu, nazikçe ikaz etmesi gerekmiyor mu? Diyanet neden susuyor?
Bu ülkenin entelijansiyası o kadar cahildir ki, Başbakan Erdoğan’ın bu konunun ‘ulemaya sorulması’ gerektiği konusundaki beyanatı, onun softalığına, laiklik karşıtlığına ve gericiliğine delil sayılmıştır. Elbette ‘ulema’ya sorulacaktır. Kur’an’ın buyruğudur bu! Bu ayetin tev’ili için elbette ‘ilimde rasih olan’ ulemaya başvurulacaktı;- herhalde ‘aziz meslekdaşım’ Özdemir İnce’ye değil!
Ama, zihnin yıkıma uğrayıp bir entelektüel hezimetin yaşandığı toplumda, elbette Adnan Çoker’in resimleri konusunda ne düşündüğü Hülya Avşar’a; kadınların cenaze namazı kılıp kılmayacakları mütekait orgeneral Kenan Paşa’ya sorulduğu gibi, Nur Suresi’nin te’vili de Özdemir İnce’den, Kur’an’ın Patagonyaca’dan yapılan çevirilerine bakılarak, sorulacaktır! Şaşmamak gerek!
Allah’ım, sen bana sabır ver!
24 Şubat 2008, Pazar