Rahmi Aksungur’un Heykel Sergisi: Soyut’un, İmgesel’in ve Somut’un Bir Aradalığı Üzerine Notlar

Rahmi Aksungur’un Evin Sanat Galerisi’nde açtığı heykel sergisi, soyut ve geometrik olanla figüratif olanın biraradalığını, estetik bir düzeyde gerçekleştiriyor.

Bu, son derece çetin bir iştir ve Aksungur, bu biraradalığı, asla bir sıradanlığa düşmeden mümkün kılıyor. Soyut kafesli formlara somut ve organik işlevler vererek, figüratifle geometrik stilizasyonun yapı birliğini sağlamak! Rahmi Aksungur’un kendine özgü kıldığı yontu tasarımı budur…

Gerçekten de öyle: Bu sergideki heykellerin neredeyse tümünde, geometrik kafes formları ya örneğin ‘Baykuş’ta ya da ‘Mavi’de olduğu gibi gövdenin bir bölümünün; ‘Buse’de olduğu gibi insan yüzünün; ‘Sabah

I’de olduğu gibi ayakların veya ‘2003′te olduğu gibi gövdenin tamamının yerini alarak organik anlamda işlevsel kılınıyor. Soyut-olan’ı işlevsel kılmak, sanatta Modernliğin olmazsa olmazı’dır. Rahmi Aksungur, bu anlamda modern mimarinin bu temelkoyucu ilkesini temellük ederek, heykel sanatını mimariye eklemlemek imkânını buluyor.

Aksungur’un soyut kafes formunu kullanmadığı figürlerde ise, bu kez somutun bilinçli bir biçimde tahrif edildiğinin işaretleri var. Bu, aslında Descartes’ın ‘idées factices’ diye adlandırdığı bir tahayyüle karşılık geliyor: İmge’nin Dünya’dan büyük olması! Dünya’da ya da Gerçeklik’te varolmayanın imgede inşasının mümkün olabilmesi! Sfenks’in, Pegasus’un (Kanatlı At), Şahmaran’ın (Başı İnsan, Gövdesi Yılan), Horus’un (Şahin Başlı, İnsan Gövdeli), kısaca gövdesi ve başı, farklı türlerden alınarak yapıştırılmış imgelerin biraradalığından söz ediyoruz burada. Bu, Aksungur’un, bir başka düzlemde biraradalığı denemekte olduğunu gösteriyor. İlkinde, soyut kafes formlarının, somut ve figüratif-olan’la biraradalığı; ikincisinde ise, somut ve figüratif ama Gerçeklik’te varolanın, yine Gerçeklik’te varolan bir başka türden somut ve figüratif-olan’la İmgesel düzlemdeki mitolojik biraradalığı!

Yine de, imgesel-olan’da üretilen bu biraradalıkta, her ne kadar mitolojik bir gönderme varsa da, gövdenin ve başın, heykeltıraş tarafından ‘tanınabilirlik’ten yoksun kılınması, heykelde temsiliyet ilişkisini ortadan kaldıran bir ‘desemantizasyon’ anlamına gelir. Whistler’in ‘Battersea Köprüsü’ adlı tablosunda, köprü üzerindeki figürlerin insan figürü olup olmadığı problematik bir meseledir. Whistler, kendisine bu soruyu soranlara şu yanıtı verir: ‘Onlar, siz ne olmasını isterseniz, odurlar.’ Rahmi Aksungur da, ‘Battersea Köprüsü’ figürleri konusunda Whistler’in söylediğinin tıpkısını, yonttuğu figürleri için de, sanırım, söyleyecektir.

Böylece, Aksungur’un, giderek, Malevitch’in kavramsallaştırmasıyla, Non-Objective (’Nesnel-Olmayan’) Sanat’a yöneldiğini söylemek mümkün görünüyor. Non-Objective Sanat, Gerçeklikte hiçbir şeye gönderme yapmıyor olmak anlamına gelir. Aksungur, figüratif-olan’la soyut ve geometrik olan’ın biraradalığını (Birinci Aşama), figüratif-olan’ın temsiliyet ilişkisinden koparılarak tahrif edilmişliği ile, bunun, imgesel düzlemde bir başka türden objeye bağlanması sonucunda ortaya çıkan biraradalık’a eklemleyerek (İkinci Aşama) tamamlıyor. Aksungur’un Non-Objektive Sanat’a yönelimini kendine özgü kılan da, bence budur.

Aksungur’un, bizim heykel söylemimize olan katkılarının göz ardı edilmesinin mümkün olamayacağını gösteren bir sergi Evin Galerisi’ndeki…

Aksungur’un sergisi, 11 Mart 2008′e kadar, Bebek Deresi Sokak, 14, Bebek adresindeki Evin Sanat Galerisi’nde görülebilir;-görülmelidir.

27 Şubat 2008, Çarşamba

Kaynak : http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=657275

Henüz yorum yazılmamış

Yorum Ekleyin