Elitist Baskı ve Parlamento’nun Meşruiyeti

Türkiye’de demokrasiyi sistemli bir biçimde değer düşüklüğüne uğratma çabası mı var;- yoksa bana mı öyle geliyor? Doğrusu, başörtüsü ya da türban konusunda Parlamento’nun neredeyse hiçe sayılmasının ‘411 el’in kaos için’ kalkmış olduğundan söz edilmesinin başka ne anlama gelebileceğini düşünemiyorum.

Hiç şüphe yok: Türkiye bir ‘hukuk devleti’dir ve bu anlamda Anayasa Mahkemesi, hukuk devletinin temelkoyucu güvencelerinden biridir. Parlamento’nun çıkardığı yasaların Anayasaya uygun olup olmadığının yargıdenetimi bu mahkeme tarafından yapılır (Rahmetli Prof. Dr. Turhan Feyzioğlu’nun, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, ‘Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Kazai Murakabesi’ idi! Hukuk Fakültesindeki öğrencilik yıllarımda okuduğum kitaplardan biri!). Elbette parlamento çoğunluğunun Anayasa hükümleri ile bağdaşması mümkün olmayan bazı yasaları çıkartması ihtimali vardır ve bu durumda Anayasa Mahkemesi’ne devletin hukuki yapısını tahkim etme görevi verilmiştir. Ama Anayasa değişikliklerine ilişkin şu Anayasal kayıtla: Anayasa Mahkemesi, Anayasa değişikliklerini ancak ‘şekil’ bakımından denetler…

Ama görülen şudur: Ülkemizde bugün parlamento çoğunluğuna karşı elitist bir baskı hüküm sürüyor. O kadar ki, türban ya da başörtüsüne ilişkin olarak Anayasa’nın 14. ve 20. maddelerinde yapılan değişikliklerin yok sayılması isteğiyle MHP dışındaki muhalefet tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru, kamuoyunda elitist bir baskıya dönüşmüş görünüyor. Israrla bir ‘Kaos’tan söz edilmesi, bu baskının tipik bir örneğidir.

Anayasa Mahkemesi’nin sözkonusu değişiklikleri yok sayma yetkisi bulunmadığı ortadadır. Ama buna rağmen, ‘Kaos’ gerekçe gösterilerek, bu yüce mahkemeyi, Anayasa değişikliklerini ‘şeklen’ değil de, ‘esastan’ incelemeye zorlayan bir elitist baskının varlığı da görmezden gelinemez. Bu konuda sanki, Parlamento’nun yaptığı değişikliklerin yok sayılmasının kaçınılmaz olduğu gibi bir kamuoyu oluşturulmak istendiği de!

Dahası, beni asıl kaygılandıran husus, bu elitist baskının neredeyse Parlamento’nun meşruiyetinin sorgulanmasına kadar uzanan vahim ve ürkütücü içermeleri olduğudur. Farzımuhal, Anayasa Mahkemesi’nin, muhalefetin uydurduğu dermeçatma gerekçelerle, Parlamento tarafından yapılan değişiklikleri ‘yok sayması’ durumunda bile hiçbir şey değişmez. Zira, Anayasa Mahkemesi’nin bir değişikliği ‘yok sayması’ bir şeydir; bunun, Parlamento’nun meşruiyetini sorgulamak için bir gerekçe olarak kullanılması başka şey!

Elitist baskı gruplarının işte tastamam bu noktada, (i) Anayasa Mahkemesi’ni, yetkisi olmadığı halde, bu değişiklikleri yok saymaya yönlendirdiklerini; ve (ii) eğer bu değişikliklerin, Anayasa Mahkemesi tarafından, kendi görev ve yetki sınırlarını aşarak yok sayılması durumunda, bunu Parlamento’nun meşruiyetini sorgulamaya kadar götürmeye hazırlandıklarını gösteren belirtiler var. Vahim belirtiler!

Son günlerde bir ‘kefen’ edebiyatının başlatılması da bu elitist baskının sonucudur. DP’nin ve merhum Adnan Menderes’in akıbetinin hatırlanması veya hatırlatılmasını bundan başka bir bağlamda okumak mümkün müdür? Elbette değil!

Parlamento çoğunluğunun Menderes’in ‘Siz isterseniz Hilafeti bile geri getirebilirsiniz!’ sözü hatırlatılarak, Türkiye’yi bir şeriat devletine doğru hazırladığı yolundaki iddiaların, kamuoyu manipüle edilmek suretiyle ma’kes bulması sağlandıkça, TBMM’nin meşruiyetini sorgulamanın daha kolay olacağı düşünülüyor olmalıdır. ‘Kaos’ retoriği bunun somut belirtisi midir? Düşünmek için nedenler vardır…

Şimdiye kadar bürokrasi ve kamuoyu üzerindeki elitist baskılar, parti kapatmayla tatmin olmuşken, bu defa durumun daha farklı olduğu gözden kaçmıyor. Elit baskıcılar, parti kapatmanın bir işe yaramadığının idrakindedirler.

Öyleyse?

‘Öyleyse’nin cevabını yakında göreceğiz…

02 Mart 2008, Pazar

Kaynak: http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=659050

Henüz yorum yazılmamış

Yorum Ekleyin